Yeni Türkiye Yüzyılında Rumeli’ye Geçiş ve Kırcaali Efsanesi Etkinliği Gerçekleştirildi

Bulgaristan Türklerinin zorlu göç süreçlerini, maruz kaldıkları asimilasyon politikalarını ve Balkanlar’daki köklü Türk-İslam mirasını ortak bir medeniyet tasavvuruyla yeni nesillere aktarmak amacıyla düzenlenen “Yeni Türkiye Yüzyılında Rumeli’ye Geçiş ve Kırcaali Efsanesi” başlıklı konferans ve belgesel gösterimi, 10 Mart 2026 tarihinde Merkez Kütüphane Ziraat Bankası Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.

T.C. İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından desteklenen programda; Rektörümüz Prof. Dr. Gülfettin Çelik, Rektör Yardımcılarımız Prof. Dr. Yaşar Bülbül ve Prof. Dr. Fatih Sarıoğlu, BULTÜRK Derneği Genel Başkanı ve Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi (BGSAM) kurucusu Rafet Ulutürk, BULTÜRK Derneği Genel Sekreteri Aysu Akbaş ile akademisyenlerimiz ve öğrencilerimiz yer aldı.

“Tüm Türk Dünyası Bizim Ortak Sorumluluğumuzdur”

 ​Programda ilk olarak Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği adına söz alan Aysu Akbaş, kendi ailesinin göç hikayesi ve hazırladığı lisans tezi ile konuya olan kişisel ve akademik bağını ifade etti. 1980 sonrası dönemdeki asimilasyon süreçlerinde uygulanan politikaların “evde namaz kılmak, dua okumak, hatta Türkçe konuşmak” gibi eylemlerin yasaklanmasına kadar vardığını belirterek Bulgaristan Türklerinin karşılaştığı zorlukları vurguladı. Akbaş ayrıca, 1989 yılında gelen göçmen kadınların Türkiye’ye sosyoekonomik katkıları konusunda “gelir gelmez çalışmaya başlamış ve bu Türkiye açısından ekonomik anlamda da ülkeye katkı bakımından da çok büyük bir artı olmuştur” ifadeleriyle sürecin önemini dile getirdi. Son olarak dernek faaliyetleri konusunda ilk davalarının Bulgaristan Türkleri olduğunu, ancak “tüm Türk dünyası bizim ortak sorumluluğumuz” ifadeleriyle hedeflerinin genişliğini vurguladı.

Ardından kürsüye çıkan BULTÜRK Derneği Başkanı Rafet Ulutürk, Kırcaali’nin tarihi kimliği konusunda internette yer alan yanlış bilgilerin aksine kendisinin “Ahmet Yesevi ocaklarının önderlerinden biri olan Gıyasettin Hoca”nın oğlu olduğu ve Ahlat’tan yola çıkarak Balkanlara geçtiğini ifade etti. Etkinliğin de ana temalarından olan Rumeli’ye geçiş sürecine değinen Ulutürk, Edirne Çimpe Savaşı’nın tarihi büyüklüğü konusunda “800 atlı, 800 kişi, 70 bin kişilik orduyu yenebildi” ifadeleriyle o dönemdeki üstün başarıları hatırlattı. Dünyayı yönetme ve medeniyet kurma felsefesi konusunda “kılıçla dünyayı fethettik” inancının eksik olduğunu, “dünyayı akılla fethettik” ifadeleriyle tarihteki asıl gücün düşünceye dayandığını vurguladı. Ulutürk, Kırcaali’nin 1933 yılında yıkılıp uzun süre gizlenen türbesinin yeniden inşası konusunda “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, TİKA’sı sayesinde geldiler orada bir güzel bir türbe yaptılar” ifadeleriyle devletin tarihi mirasa nasıl sahip çıktığını anlatarak sözlerini tamamladı.

“Geçmişi ‘8 Milyar İnsan Nasıl Daha İyi Yaşayabilir?’ Niyetiyle Ele Almalıyız”

 ​Son olarak konuşmalarını gerçekleştiren Rektörümüz Prof. Dr. Gülfettin Çelik, devlet ve sivil toplum çabaları arasındaki fark konusunda “toplumsalın sahiplenmiş olduğu alanlar en nihayetinde sivil olmaları hasebiyle çok daha anlamlı, daha verimli neticeler ortaya çıkartırlar” ifadeleriyle sivil toplumun gücüne ve bu tür etkinliklerin değerine vurgu yaptı. Balkan coğrafyasının tarihi yapısı ve birlikte yaşama kültürü konusunda bu bölgenin, “insanlığın ortak bir medeniyet havzasında buluşabileceğine dair çok istisnai bir örnek” olduğu ifadeleriyle Balkanların insanlık tarihi açısından taşıdığı değeri belirtti. Osmanlı dönemindeki toplumsal huzur konusunda arşivlerdeki mahkeme kayıtlarını incelediğini ve “ne bu büyüklükte bir karşılıklı uyuşmazlık olayı var ne de suç oranı var” ifadeleriyle o dönemdeki saygı ortamına dikkat çekti. Çelik, tarihi olayları değerlendirme biçimi konusunda intikam duygusu yerine, geçmişin “ideal 8 milyar insan nasıl daha iyi yaşayabilir derdi olmak niyetiyle” ele alınması gerektiği ifadeleriyle barışçıl bir medeniyet inşasının altını çizdi.

​Konuşmaların tamamlanmasının hemen ardından, Bulgaristan’ın güneyinde yer alan Kırcaali şehrinin köklü tarihini ve Balkanlara uzanan serüvenini anlatan “Kırcaali Efsanesi” isimli belgeselin gösterimi yapıldı.

Tüm katılımcıların ve protokol üyelerinin yer aldığı toplu fotoğraf çekimiyle sona eren bu anlamlı etkinlik, Türkiye ile Balkanlar arasındaki tarihi, sosyolojik ve kültürel bağların ne kadar derin olduğunu akademik ve yaşanmışlıklar perspektifinden ortaya koydu. Ortak medeniyet tasavvurunun barışçıl bir şekilde inşası için son derece kıymetli olan bu buluşma, unutulmaya yüz tutmuş tarihi şahsiyetlerin ve kültürel kodların yeni nesillere aktarılması adına önemli bir motivasyon kaynağı oldu.