Öğrencilerimizde finansal okuryazarlığı geliştirmek ve paranın doğası ile stratejik yönetiminin hayati öneminin anlatılması amacıyla düzenlenen “Finansal Okuryazarlık Eğitimi” Celali Yılmaz eğitmenliğinde 7 Ocak 2026 Çarşamba günü Merkez Kütüphane Ziraat Bankası Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.
Eğitimde, katılımcılara temel ekonomi prensipleri ve piyasa algıları üzerine detaylı bir perspektif sunuldu. Türkiye’nin ekonomik ve askeri kapasite bakımından dünyada ilk sıralarda yer almasına rağmen finansal okuryazarlık seviyesinin 50 ile 100. sıralar arasında kalması eğitimde temel bir çelişki olarak vurgulandı. Bu durumun, bireylerin finansal algılarındaki problemlerden kaynaklandığı ve piyasadaki pek çok eğitimin aslında kurumların kendilerine işlem hacmi yaratma amacıyla verildiği ifade edildi. Gerçek bir finansal okuryazarın sadece formül ezberleyen değil sistemin mantığını kavrayan ve ormanın bütününe odaklanan kişi olması gerektiği belirtildi.
Paranın, özellikle yüksek enflasyonlu dönemlerde “Ağustos güneşi altındaki bir buz kalıbı” gibi hızla eriyen bir yapıya sahip olduğu anlatıldı. Finansal yatırımların büyük kısmının aslında bu buz kalıbının küçülmesini engellemek için yapıldığı, kazanç zannettiğimiz pek çok durumun ise sadece eldeki değeri koruma başarısı olduğu aktarıldı. Kağıt paraların sadece toplumun ona atfettiği “itibar” sayesinde değerli olduğu, buna karşılık altın ve gümüşün miktarı artırılamayan sınırlı kaynaklar olarak tarih boyunca değerini koruduğu ifade edildi.
Türkiye’de ikinci el araçların veya konutun her zaman kazandıran bir yatırım aracı olarak görülmesi, finansal okuryazarlık eksikliğinin bir göstergesi olarak değerlendirildi ve nominal artışların her zaman reel kazanç anlamına gelmediği vurgulandı. Finansal piyasalarda kazanmayı veya kaybetmeyi belirleyen unsurun teknik bilgiden ziyade psikoloji olduğu; bu nedenle rasyonel kararlar vermenin ve risklerin devredilebilir olduğunun farkında olmanın önemi üzerinde duruldu.
Hızlı zengin olma vaatlerinin ve “risksiz yüksek getiri” söylemlerinin finansın doğasına aykırı olduğu ve çoğu zaman suç teşkil ettiği hatırlatıldı. Herkes için geçerli tek bir “konfeksiyon” yatırım tavsiyesi olamayacağı, doğru kararın bireyin yaşına, vadesine ve eğitimine göre “Duruma Göre Değişir” (DGD) prensibiyle belirlenmesi gerektiği vurgulandı. Eğitim, finansal okuryazarlığın sadece parası olanlar için değil gelirini en doğru şekilde yönetmek isteyen her birey için sürekli güncellenmesi gereken bir farkındalık süreci olduğu mesajıyla sona erdi.







